sürgün
sürgün

Ölüm ile yaşam arasındaki o ince çizgiye o kadar çok şey sığdırmaya çalışıyoruz ki…  Öyle bir çizgi ki bu çizgi, adeta bir üniversite sınavı telaşı tadında. Sanki dışarı taşsa içine sığdırdıklarımız, tüm çabalarımız, gayemiz boşa gidecekmiş gibi. Birçoğumuza ikinci şans hiç verilmemiştir. Adalet dediğimiz şey sanırım herkese farklı silüetlerde uğruyor. Sürgün edilen insanların yaşamları korkunçtur hele ki haklı ise sürülen… İkinci şans sanırım en çok onlar için ehemmiyet arz ediyordur… Sürgün ve hırsızlık; iki dostun sırdaşlığı ancak bu kadar güzel olabilirdi. Sürülenin hayatından ne çok şey çalınmıştır. Fail-i meçhul bir katliamdı sürgün dediğimiz şey. Bir hastalık hayal edin tüm ülkenin aynı hastalığa tutulduğu ve adının ”her şeyi olumlama bozukluğu” olduğu. Bu hırsızlık olayında can ve mal kaybı olanlar kimler peki? En büyük kayıp elbette ki sürgün edilendeydi. Neler kaybetmemişti ki; çocuğunun büyümesini, sevgilinin kokusunu, anne şefkatini, huzur içinde içilen bir bardak çayı, düşünmeden yastığa koyulan bir başı, her sabaha umutla uyanmayı, tat alarak okunan bir kitabı, bayram coşkusunu, kum taneleriyle bütünleşen dalgaları, tepelerinde kar olunmak istenen bir dağı, aile sıcaklığını, dost sohbetini, baba nasihatini ve yürekte koca bir yumru gibi duran vatan özlemini ve daha birkaç ucuz kelimeye ve kavrama sıkıştırılmayacak birçok şeyi!

Ülkemizde çeşitli nedenlerle sürgün edilen insanlara baktığımızda bunun bir kısmını şairlerin ve yazarların oluşturduğu göze çarpmaktadır. Bir söz işçisinin sürgün edilmesini insan aklı kabullenmek istemiyor. Kalemlerinden kağıtlara mısra mısra dökülen sözcükler aslında onların koca yüreklerinin göstergesidir. Ortaya koyulan tepki kişinin sahip olduğu vicdanının emaresidir. Bu ülkeye bir Nazım daha gelmeyecektir maalesef. Aziz ise bir sıfat olmaktan öteye gidemeyecektir. Hep olmayacak şeyler düşleyen Ariflerin varlığından bihaber olacağız. “Aldırma gönül aldırma” diye telkinlerde bulunan Alilerimiz ise çoktan ufuk çizgisinde kaybolmuştur. Eminim hepiniz çevrenizde birçok farklı hastalığa tanıklık etmişsinizdir ama düşünen beyinlere alerjisi olan bir devlet adlı hastalığı duyduğunuzu sanmıyorum. Ama bundan habersiz oluşunuzu anlıyorum. Çünkü bu hastalık sadece bir yerde tecelli ediyor. Biz buna dar alanda kısa paslaşma diyebiliriz. Yıldızlar mı uzak yoksa gençlik bilinmez ama düşünce özgürlüğünün uzak olduğu aşikar bizim ülkemiz için…

Bir insana verilecek en büyük ve en ağır cezanın sürgün olduğunu keşfeden kişi bu saydıklarımızdan en az birkaç tanesini yaşayıp, yokluğundaki acıyı çok iyi hissetmiş biri olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz kanımca. Yıllar geçse de bu yolda yitip gidenleri unutamamamız, bizlere aslında maneviyat yüklü kayıpların oluşturduğu hasarların kolay kolay onarılamadığına en büyük kanıttır.

Biz toplum olarak cehl-i mukab mertebesini terk ettiğimiz zaman inanıyorum ki her şey daha güzel ve yaşanılacak hale gelecektir. Yeter ki irademiz yüreğimizin en ücra köşelerini barınak edinmesin kendisine. Yeter ki değişmesin fikirlerimiz bir odadan diğer odaya… Biz asrın gençliğine ve gelecek nesillere dayak noktası olmasını umut ederek en sevilen söz işçisinden anlamlı birkaç mısra:

Mapus damı bana çok şey öğretti
Ama en çok sabretmeyi
Yalnızken kalabalık olmayı
Kalabalıktayken de kendimle kalmayı
Ve sürekli kavga edip
Durmadan kendimle barışmayı
Hiç gocunup yüksünmeden
İhanetlere katlanmayı
Beş metrede beş bin metreyi yürümeyi
Ve duvarların darlığında
Dünyaları dolaşmayı
Ve hepsinden de çok
Bütün yuvarlakları yüreğimde bileyip sivriltmeyi
İnsan olmayı insan olmayı

/ AZİZ NESİN

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
26
"Mürekkebin akmadığı yerde kan akıyor" cümlesini yaşam felsefesi haline getirmiş bir adet muallime. Anadolu Üniversitesi /Edebiyat .... kırıldı tenimdeki testi damlada umman arayan hafız oldum. Soru, görüş ve önerileriniz için: hulyaguner@xyazar.com

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin