tabu
tabu

Malumunuz üzere kısa zaman önce siyasi tarihimize kara bir leke olarak düşen hain darbe girişimi, milletimizin bağımsızlığa olan bağlılığı ve kararlı duruşu ile başarısız sonuçlanmıştı. Halkımızın iradesine pranga vurmak suretiyle acımasızca saldırıda bulunan bu gözü dönmüşleri, insanlık suçu işlemeye iten güdünün temelinde, kanaatimce ‘eleştirmemek’ olduğunu düşünüyorum.

Yıllarca bu hain yapıya mensup olanların körü körüne bağlılık göstermesi, bu yapının ve başındaki zatın kesinkes yanlış yapmayacağı inancının hakim olmasıdır. Günümüzün de en büyük sıkıntılarından olan eleştirmek, eleştirilmekten kaçınmak, ve saygı çerçevesinde karşılıklı diyalog haline girememek, sözlerimin hemen başında verdiğim örnekten de anlaşılacağı üzere doğrudan olmasa da dolaylı olarak insanlık suçu teşkil edebilir.

Peki nedir eleştirmenin ve karşılıklı diyaloğun önemi?

Eleştirmek, bir fikre veya eyleme değer biçme demektir. Eş anlamlısı olan Tenkit ise ufak bir kelime etimolojisi ile açıklama yapmak gerekirse, Arapça bir kelime olup ‘Nakd’ kökünden türemiştir. Anlamı ise bir şeye değer biçilirken kullanılan ölçüttür.

Eleştirmek, eleştirdiğin kişiyi veya kişileri yargılama, küçük düşürme ve hakaret boyutuna ulaşmadığı müddetçe eleştirilene değer katar.

Karşılıklı diyalog ise karşıt görüşe, yalnızca kendi düşüncelerini söylemek amacıyla konuşmayıp karşısındakini dinlememeye peşinen kararlı olmadan ve karşı taraf konuşurken bile onu dinlemekten çok kendinin ne söyleyeceklerini kafasında kurmadığı müddetçe kişinin, yanlışlarını görmesinde katkı sağlayan bir etmen olduğunu söyleyebiliriz.

Günümüzde çokça gördüğümüz mensubu olunan kimi parti, cemaat, kurum, kuruluş veya ideolojinin görüşlerini sorgulamaksızın ve eleştiri süzgecinden geçirmeksizin  benimsemek, bunların birer beşer oluşumu olduğunu göz ardı etmektir ki bu da fıtrata aykırıdır.

Her kargaşanın ve kutuplaşmanın temelinde karşı tarafın taalluk ettiği fikre etik olmayan biçimde saldırma yatar. Maalesef son zamanlarda toplumumuzdaki taraflar arasında artan kutuplaşma eğiliminin kaygı ve hayret verici boyuta ulaşması da bu sebepten olsa gerek.

Bu hususta örnek vermek gerekirse Osmanlı Devleti zamanında faaliyet gösteren cemaatlerin mensupları bir yerlerde karşılaştıkları zaman birbirlerine “Sen hangi bağın gülüsün veya hangi çeşmenin suyusun” gibi hoş kelamlarla ithamda bulunur, Allah (cc) ’a giden her yolun güzel olduğu vurgulanır, birbirlerine saygıda kusur etmezlermiş. İçinde bulunduğumuz zamanda ise çoğu cemaatin, birbirlerine adeta düşmanca bakmalarının en temel sebebi, İslami faaliyet ve eğilimlerde en doğru üslubun kendilerinde olduğuna inanmalarıdır.

Günümüz siyasetine baktığımızda ise mevcut iktidara gönül vermiş kişilerin, gerek sosyal medya hesapları gerekse iktidar makamı ve kitle-i beşere hitap hakkını elde etmiş kimi köşe yazarları  üzerinden, farklı düşünceye ve ideolojiye sahip kişi veya kurumlara adeta racon kesmeye, ayar vermeye çalışıldığı anlaşılıyor. Bununla da kalınmayıp yapılan yanlışlara kılıf uydurulup haklı gösterilmeye çalışılıyor.

Aynı şekilde geçtiğimiz günlerde Ana Muhalefet Partisi Grup Başkan vekilinin Mecliste yapmış olduğu bir konuşmada “Bizim bu hükumet, dünyanın en doğru işini bile yapsa alkışlayacak halimiz yok” sözleri izan dışı olup karşılıklı diyaloğu değil, monoloğu tercih ediyoruz imajı vermektedir.

Anlaşmak için her şeyden önce ön yargıları üzerimizden atmak temel şarttır. Üzerinde düşünce olarak sabit kalınması gereken sadece ilahi buyruklar olmalıdır. Onun dışında, beşer üretimi bütün düşünceler, bütün fiiliyatlar birer tartışma konusudur. Tartışılmazsa, eleştirilmezse birer tabu olur. Tabularsa bir toplumun bir medeniyetin ilerlemesinin önünde büyük bir engeldir.

Beşerin hayasızlığının temsilcisi olan tabular bağımsız düşünmeye, doğruya ulaşmaya engel teşkil eder. Mesela bir toplumu yalnızca Marksizmin kurtaracağına inanmak ya da Liberalizmin ekonomik refaha ulaştıracağına güvenmek veya bir toplumun yalnızca falanca kişinin önderliğinde kalkınacağı düşüncesinde yürümenin uygarlığa erişebilmekte yegane yol olduğunu düşünmekte birer tabu örneğidir.

Unutmamalıyız ki Allah (cc) tarafından insanları doğru yola yönlendirmesi için gönderilen nebilerin bile ‘Zelle’ adı verilen küçük çaplı hataları olmuştur. Fıtratın gereği hatasız kul olmayacağı gibi hatasız yönetici ve yapılanma da olmaz. Yeter ki gönül verdiğimiz değerlerin veya kuruluşların yanlışına yanlış doğrusuna doğru deme erdemini gösterelim.

Temenni ediyorum ki medeniyetimizin ilerlemesinin önünde set olan tabuları yıkar, Arafı olmayan radikalist düşüncelerin eyleme dönüşmeden fikir dünyamızdan çıkarır ve alemşümul bir bakış açısına sahip oluruz.

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
155
İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ve Hukuk Fakültesi Adalet Meslek Yüksek Okulu öğrencisiyim. Liselerarası aktif bir Gençlik Projesinde yöneticilik yapıyorum. Toplumsal ve siyasal gelişmeleri yakînen takip ediyorum. Okumayı ve gezmeyi seviyor, eğitim gördüğüm alanlarla ilgili muhtelif araştırmalarda bulunuyorum.Soru, eleştiri ve önerileriniz için : halilibrahimozmen@xyazar.com

12 YORUMLAR

  1. “Yiğidi öldür hakkını ver” söylemimiz boşuna değil. Böyle olmalıyız. Doğruya doğru eğriye eğri demeliyiz. Yazınızdaki görüşlere katılıyorum. Ancak günümüzde doğruya doğru dediklerimize “bak şu yaptığınız eğri” denilince bu maalesef tartışmalara yol açıyor. Açık fikirli ve geniş yürekli kişiler olarak yolumuza devam ederiz umarım.

  2. “Zelle” kavramına değinmeniz hoşuma gitti. En azından putlaştırdığımız kişilerin (- tarihteki veya günümüzde yaşayan kişiler” -) hatalarını görebilme imkanına sahip olduğumuzu anlayabiliriz. Beşerdir şaşar. Beşer hata yapar. Yazı gayet güzeldi. Tebrikler

  3. Yazıyı düzenlerken bile birkaç kez okudum sanırım. Özellikle farklı tarikatların mensuplarına “Sen hangi bağın gülüsün, hangi çeşmenin suyusun” diyen ecdadın ince yürekliliğine değindiğiniz kısım çok güzeldi. Gerçekten başarılı.. İlk yazınız hayırlı olsun

    10
  4. Halil İbrahim Özmen kardeşimi yazısından ötürü tebrik ediyorum. Hayatın merkezine tesir eden bir soruna değindimiş. Üzerinde tefekkür edip iyice sindirilmeli. Zira bir çok tarikat’ın(hareket, yol, hat) veya tarikat mensubu olduğu iddiasıyla ortaya çıkanların, batıllı yıllarca, bunca insana nasıl hakmış gibi gösterdikleri hepimizin mâlûmu.

  5. Yazıyı okurken yıllardır köşe yazarlığı yapmış zatı okur gibi okudum. Yakın tarihimizdeki olaylardan yüzyıllar öncesi tarihimize kadar verdiği nüanslar ve seçilen kelimeler yazarın kelime haznesinin kalitesini hayli göstermiş. Harekette bereket vardır diyerek çalışmalarının devamını dilerim.

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin