uluslararası hukuk ders notları - hukuk ders notları - milletlerarası hukuk ders notları
uluslararası hukuk ders notları

İnsan Haklarının Felsefesi ve Tarihsel Gelişimi

Tarihsel süreci izlediğimiz zaman siyasal iktidarın, özellikle Batılı devletlerde, halkı ağırlıklı olarak ezdikleri ve doğal olarak sahip oldukları birçok haktan mahrum bıraktıkları görülmüştür. İnsan Haklarının da çıkış noktası temelde budur. İnsan Haklarının ilk ortaya çıkışında siyasal iktidar tarafından baskı gören insanlar, sahip oldukları hakları felsefi olarak, ahlaki açıdan ileri sürmüşler. Fakat tarihsel süreç ilerledikçe İnsan Hakları da Uluslararası belgelerle koruma altına alınmış oluyor.

İnsan Onuru

• İnsan Haklarını koruyan yazılı metinler incelendiğinde İnsan Hakları kavramının temellendirilmesi kullanılan kavramlardan biridir.
• İnsanın sırf insan olduğu için, kendi başına bir değerinin olduğu için doğuştan, doğal olarak sahip olduğu birtakım haklar vardır. İnsan Onuru direkt olarak bu şekilde tanımlanabilir.
• İnsan Onuru kavramı aynı zamanda tüm insanların birbirine eşit olduğunu da temellendiren bir kavramdır.
• İnsan Onurunu sistematik bir şekilde ahlaki düzen üzerine oturtan ilk düşünür İmmanuel Kant’tır.
– İnsan diğer varlıklardan farklı olarak ahlaki seçimler yapabilme yetisine sahiptir.
– Bu seçimler ile iyiyi kötüden ayırabilir.
– Kendisi için çeşitli kurallar, kararlar yasalar oluşturabilir.
– Bu da insanı diğer varlıklardan farklı bir konuma getirir.
• İnsan Onuru kavramının iyi bir temel olmasına karşın yeterli bir kavram olamamıştır.
• Tarihin çeşitli dönemlerinde köleler, kadınlar, muhalifler gibi azınlıktan kalan kimselerin bu hakları kullanmaları her koşulda mümkün olamamıştır.
• Bu perspektiften bakıldığında İnsan Onuru kavramının somut durumlarda İnsan Onurunun gerekçelendirmesinde pek yeterli olamadığı görülür.

Doğal Hukuk/ Doğal Haklar Teorisi

• Doğal Hukuk teorisine göre pozitif hukukun da üzerinde yer alan ve pozitif hukukun dahi ihlal edemeyeceği çeşitli ilkeler ve yasalar bulunuyor. Yani insanlıların pozitif hukuk olmasa dahi sahip oldukları birtakım haklar vardır.
• Doğal Hukukçular bu tanımı “tabiat Hali” ve “Sosyal Sözleşme” kavramları ile gerekçelendiriyor.
– İnsanlar, devletlerin kurulmasından önce de “Tabiat Halinde” ile yaşıyorlardı. Ancak güvenlik sebebi ve çeşitli sebepler sonucunda “bir sözleşme ile” devleti meydan getirdiler.
– İnsanlar, devlet kurulmadan önce de çeşitli haklara sahiptiler. Devletin kurulması ile de bu haklarını devlete devretmedikleri için devletin bu doğal haklara müdahale etmesi İnsan Haklarına aykırı bir tutum oluşturacaktır.
– Eğer devlet bu haklara zorla müdahale ederse Devlet-Toplum sözleşmesini ihlal etmiş olur ve insanların devlete riayet etme yükümlülüğü ortadan kalkar.

İnsan Haklarının Sınıflandırılması

• Sınıflandırmalar İnsan Haklarının ortaya çıkış sürecindeki toplumsal dinamiklerin daha iyi anlaşılması üzerine ortaya çıkar.
• Yapılan bu sınıflandırma da hiçbir hakkın bir diğerine herhangi bir üstünlüğünü yoktur. Herhangi bir altlık-üstlük durumu ortaya çıkarmaz.
• Bu duruma İnsan Haklarının Bütünlüğü İlkesi denir.

A) Birinci Kuşak Haklar

• Birinci Kuşak Hakların fikri gelişimi 17. ve 18. Yüzyıllar ile başlamıştır.
• Birinci Kuşak Haklar, Burjuvazinin, Aristokrasiye karşı verdiği savaş sonucu kazandığı Medeni ve Siyasal Haklar olarak da tanımlanabilir.
• Birinci Kuşak haklar, temel olarak devletin saygı göstermesi gereken, müdahale etmemesi gereken, devletin keyfi olarak ortadan kaldıramayacağı ve bu pasif bir tutum takınması gereken haklardır.
– Yaşam Hakkı,
– Kişi Dokunulmazlığı,
– Eşitlik Hakkı,
– Seçme-Seçilme Hakkı,
– İfade Özgürlüğü Hakkı

B) İkinci Kuşak Haklar

• İkincil Kuşak Hakların ortaya çıkışları 19. ve 20. Yüzyıllardaki ekonomik ve sosyal durumlardaki gelişmelere paralel olarak ortaya çıkmıştır.
• Sanayi Devrimi ile ortaya çıkan işçi sınıfının burjuvazi ile olan savaşı sonunda kazandığı Ekonomik ve Sosyal Haklar olarak da tanımlayabiliriz.
• İkinci Kuşak Haklarla devletin bir kamu hizmeti sunma yükümlülüğü de açığa çıkmıştır. Çünkü 19. Yüzyılda artık insanların mülkiyet hakkı olmasına rağmen bu mülkiyet hakkını kullanabilecek kadar bir geliri yoktu. İşte bu gibi problemlerin çözülmesi üzerine vardır İkincil Kuşak Haklar.
– Sendika Kurma Hakkı,
– Barınma Hakkı,
– Dinlenme Hakkı,
– Sağlık Hakkı,
– Eğitim Hakkı

C) Üçüncü Kuşak Haklar

• Özellikle 2. Dünya Savaşı’nda sonraki dönemde ortaya çıkan haklardır.
• Dayanışma Hakları olarak adlandırılan bu haklar hala oluşma aşamasındadır.
• Birinci ve İkinci Kuşak haklar bir sınıf çatışması sonucu ortaya çıkmış olsa da Üçüncü Kuşak Haklar kişiler, gruplar, sınıflar, devletlerarası karşılıklı iş birliği ile ortaya çıkıyor.
– Çevre Hakkı
– Gelişme Hakkı
– Barış Hakkı
– İnsanlığın Ortak Mirasına Saygı Hakkı

İnsan Haklarının gelişimi, tarihçe göz önüne alınarak uluslararası alanda “Normatif Düzeyde” 3 döneme ayrılır.

A) Birinci Dünya Savaşı Öncesi Dönem

• Bu dönem de dikkat edilmesi gereken iki husus var. Bunlardan birincisi Kölelik sorunu
– Köleliğin ve köleliğin ticaretinin yapılmasının evrensel ahlaka aykırı olduğu 1815 Viyana Kongresi’nde kabul edilmiştir.
– Fakat köleliğin tam anlamıyla kaldırılması/devletlere pozitif hukuk çerçevesinde böyle bir yükümlülük verilmesi 1926 yılında yapılıyor.
• Bu dönemde dikkat edilmesi gereken ikinci bir husus da savaş hukukuna dair kuralların kodifiye edilmesidir.

B) İki Dünya Savaşı Arası Dönem

• Bu dönemde yapılan çalışmaları-dan biri Milletler Cemiyeti’nin ve Millet Cemiyeti Sözleşmesi’nde yer alan Uluslararası çalışma örgütünün kurulmasıdır.
• Yine bu dönemde Azınlık Haklarına dair iki çeşit düzenleme getiriliyor.
– Birinci düzenleme Ayrımcılık Yasağının azınlıklara da uygulanması ve yasa önünde eşitliğin sağlanmasına ilişkin düzenleme
– İkinci Düzenleme de ise azınlıkların dil, kültür, eğitim gibi konularda kimliklerinin korunması ve geliştirilmesi adına devletlere getirilen yükümlülükler söz konusudur.

C) İkinci Dünya Savaşı Sonrası Dönem

• Uluslararası Hukuk Alanında bugünkü normatif düzeyde İnsan Haklarının temellerini oluşturan gelişmeler İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Birleşmiş Milletlerin kurulmasıyla beraber yaşanmaya başlıyor.
• Birleşmiş Milletler şartında İnsan Haklarına yönelik çeşitli düzenlemeler vardır. Ancak Birleşmiş Milletler üyesi olan devletlere somut yükümlülükler getiren ve somut yükümlülüklerin ihlal edilmemesi için oluşturulan herhangi bir denetim mekanizması bulunmamaktadır.
• Birleşmiş Milletler İnsan Haklarının ihlal edilmesini önlemek amacıyla Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun bir çağrısıyla İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi kabul ediliyor. Fakat Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun kabul etmiş olduğu bu bildirinin herhangi bir hukuki bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Fakat bu bildiri daha sonra ortaya çıkacak olan sözleşmelere siyasi ve ahlaki yönden öncülük edecektir.
• İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin bağlayıcılık kazanması amacıyla imzalanan iki tane sözleşme mevcuttur. İkiz sözleşmeler olarak da tanımlanırlar.
– Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi
– Birleşmiş Milletler Kültürel, Ekonomik ve Sosyal Haklar Sözleşmesi
• 1966 yılında imzaya açılan bu “İkiz Sözleşmeler 1976 yılında yürürlüğe girmiştir. 2000’lerin başlarında Türkiye’de her iki sözleşmeye taraf olmuştur.
• Birleşmiş Milletlerin çeşitli organları, yaptıkları çeşitli çalışmalarla İnsan Haklarının Uluslararası alandaki normatif temellerinin hazırlanmasında katkıda bulunuyor. Ancak Birleşmiş Milletler bünyesinde İnsan Haklarına yönelik olarak esas çalışma yapan organ Ekonomik ve Sosyal Konsey ve bu konsey bünyesinde bulunan İnsan Hakları Komisyonudur.
• İnsan Hakları Komisyonu 2006 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararıyla yerini İnsan Hakları Konseyi’ne bırakıyor.
• Günümüzde Birleşmiş Milletler bünyesinde İnsan Hakları başta olmak üzere çeşitli özel konulara ilişkin sözleşmelerin büyük çoğunluğu bu Konsey tarafından yapılmaktadır.
Birleşmiş Milletler Bünyesinde Denetim Sistemi
Birleşmiş Milletler Bünyesinde iki tür denetim mekanizması vardır:
• Şarta Dayalı Denetim Sistemi
• Sözleşmeye Dayalı Denetim Sistemi

A) Şarta Dayalı Denetim Sistemi

• Şarta Dayalı Denetim Sistemi, Birlemiş Milletler organları tarafından gerçekleştirilen genel denetimdir.
• Birleşmiş Milletler şartındaki düzenlemelere dayalı olduğu için şarta dayalı denetim sistemi olarak adlandırılıyor.
• Şarta Dayalı Sistemi, genel ve sistematik insan hakları ihlallerine yönelik Birleşmiş Milletler organları tarafından yapılan bir denetim usulüdür.

a) Şikâyet Usulü

– İnsan Hakları ihlallerinin ağır ve yaygın ihlalleri sonucunda şikayetlerin gizli bir şekilde araştırılması yetkisi tanır.
– Gizli bir şekilde araştırma ve soruşturma yetkisini İnsan Hakları Konseyi elinde bulundurur.
– Bu araştırma sonucu Konsey konuya ilişkin bir rapor hazırlar.
– Hazırlanan bu raporun bağlayıcı niteliği yoktur. Sadece ilgili devletlere tavsiye niteliği taşır.

b) Evrensel Periyodik Gözden Geçirme Mekanizması

– Bu denetim mekanizması ile Birleşmiş Milletler üyesi olan devletler 3-4 yılda bir olarak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na bir rapor sunarlar.
– Bu raporda kendi ülkelerinde İnsan Haklarını geliştirmeye yönelik ne gibi düzenlemeler yaptıkları yazmaktadır.

c) Özel Usuller

– Bir konuda Dünya’daki her devlete yönelik olarak bir gözlemci atayarak yahut bir çalışma grubu tayin ederek konuya ilişkin rapor hazırlanması durumudur.
– Eğitim Hakkı, Sağlıklı Çevre Hakkı, Gıda Hakkı vs.
• Şarta Dayalı Sisteme getirilmiş iki ciddi eleştiri bulunmaktadır.
– Denetim Usullerinin yaygın ve genel insan hakları ihlallerine yönelik olması ve alınan kararların bağlayıcı niteliğinin bulunmaması.
– Siyasi motiflerin göz önüne alındığı ve insan haklarını yoğun olarak ihlal eden devletlerin bu konuları pek fazla dile getirmemeleri bu sisteme yapılan en önemli eleştirilerdir.

B) Sözleşmeye Dayalı Sistem

• Birleşmiş Milletler bünyesinde hem İkiz Sözleşmeler hem de çeşitli özel konulara ilişkin insan hakları sözleşmeleri bünyesinde kurulan komitelerin denetimleri Sözleşmeye Dayalı Sistemi oluşturur.
• Özel konulu sözleşmeler
– Her türlü ırksal ayrımcılığın kaldırılmasına yönelik sözleşme
– Çocuk hakları sözleşmesi
– Engelli kişileri haklarına dair sözleşme vs.
• Genel konulu sözleşmeler
– İkiz Sözleşmeler
• Türkiye, “herkesin zorla kaybetmeye karşı korunmasına ilişkin sözleşme dışında tüm sözleşmelere” taraftır.
• Sözleşmeye dayalı sistemde denetim mekanizmasını oluşturan unsur İnsan Halk Komiteleridir.
– Bu komiteler aracılığı ile devletlerin sözleşmedeki yükümlülüklerine aykırı davranıp davranmadığı tespit edilir.
– Kişilerin İnsan Halk Komitelerine bireysel başvuru yapabilmesi için taraf devletlerin ayrıca İnsan Halk Komitelerinin yargı yetkisini kabul etmesi gerekmektedir.
– Sözleşmeye dayalı bir diğer denetim mekanizması ise sözleşmeye taraf devletlerin komiteye periyodik olarak rapor sunması ile gerçekleşiyor.
– Eğer devletler komitenin yargı yetkisini kabul ettilerse komitelerin bireysel ve devletlerarası başvuruları inceleme yetkisi ortaya çıkar. Bunun sonucunda komite ilgili ülkeye yönelik bir ziyaret ayarlayıp devlete karşı içerik ve kapsam yönelik genel yorumlarda bulunabilirler.
– Komiteler insan haklarına ilişkin bağımsız uzmanlardan oluşur. Bu durum şarta dayalı sisteme nazaran daha objektif sonuçlar doğursa da komitelerin yarı yargısal nitelikte olmaları durumu bayağı güçleştirmektedir.
• Son yıllarda komiteye yapılan eleştiriler,
– Son yıllarda sözleşme sayısının çok fazla artması ve bu artmaya bağlı olarak komite sayılarının da artması ve komite sayılarının artmasıyla komitelerarası kararların iyicene tutarsızlaşmasıdır.
– Sözleşemeye taraf her devlet sözleşme bağlamında rapor sundukları için bu durum artık hem mali hem de insan kaynağı bakımından sıkıntılı bir hal doğurmaya başlamıştır. Bu durum da direkt olarak etkililiği yok etmektedir.
• Bu kadar eksi yöne rağmen İnsan Haklarının korunması ve Geliştirilmesinde Sözleşmeye Dayalı sitemin çok ciddi yararları vardır.
Birleşmiş Milletler bünyesinde çalışmalar yapılırken Ekonomik ve Sosyal Konsey ve Genel Kurul her zaman bölgesel düzeyde çeşitli örgütlenmelerin kurulmasını teşvik ediyor. Bunun en temel sebebi bütün devletleri kapsayacak etkili bir denetim mekanizmasının ve sisteminin kurulması daha zor iken, bölgesel düzeyde birbirine benzer devletler arasında bir denetim mekanizmasının kurulması daha kolay olmasıdır. Bu bağlamda ilk olarak Avrupa Konseyi’ne bakacağız.

1) Avrupa Konseyi

• Avrupa Birliği’nin organlarından bir olan konseyden çok daha farklı başlı başına bir uluslararası örgüttür. İkisi birbirine karıştırılmamalıdır.
• Konseyin siyasi, ya da ekonomik bir amacı yoktur.
• Avrupa Konseyi’nin temel amacı,
– İnsan Haklarının korunmasını,
– Hukuk Devleti ilkesinin korunmasını,
– Demokrasinin geliştirilmesini sağlamaktır.
• Avrupa Birliği’ne üye olan her devlet Avrupa Konseyi’ne üyedir. Aynı zaman da Avrupa Birliği’ne olmayan bazı devletlerinde Avrupa Konseyi’ne üye oldukları görülür. Türkiye bunlardan biridir.
• 1949 yılında kurulan Avrupa Konseyi’nin yapmış olduğu en önemli faaliyet Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesidir.
• 1950 yılında imzaya sunulan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, 1953 yılında yürürlüğe giriyor ve 1954 yılında da Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf oluyor.
• Türkiye aynı zamanda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin “bireysel başvuru” yetkisini 1987, zorunlu yargı yetkisini de 1990 yılında kabul ediyor.
• Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne yönelik en önemli düzenlemelerden biri de 11. Protokoldür.
• 11. Protokol ile sözleşmede iki ayrı denetim mekanizması olarak bulunan “divan” ve “komisyon” birleştirilerek 1998 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kuruluyor.
• Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne hem devletlerarası başvuru hem de bireysel başvuru yapılabilir.
• Bireylerden kasıt sadece gerçek kişiler değildir. Devlet tüzel kişileri haricinde diğer tüzel kişiler de bireysel başvuru yapabilirler.
• Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Birleşmiş Milletler Komitelerinden en temel farkı kararlarının bağlayıcı nitelikte olmasıdır.
– Mahkemenin verdiği bir karar iç hukukta verilmiş olan bir kararın direkt olarak değişmesine yol açmaz.
• Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarını denetleyen organ ise Avrupa Konseyi bünyesinde bulunan Bakanlar Komitesi’dir.

2) Amerikan Devletleri Örgütü

• Amerikan Devletleri Örgütü bünyesinde yapılan çeşitli çalışmalar sonucunda Amerika İnsan Hakları Komisyonu kuruluyor.
• Komisyon, 1959 yılında faaliyetine başlıyor
• Komisyonun gerçekleştirdiği en önemli hareketlerden biri 1978 yılında Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yürürlüğe girmesi ve bu sözleşme ile denetim mekanizması görevi gören Amerikan İnsan Hakları Mahkemesi göreve başlamasıdır.
• Mahkemenin önüne bir dava götürebilmek için üye devletlerin mahkemenin yargı yetkisini kabul etmesi gerekiyor.
• Amerika İnsan Hakları Mahkemesi’nin Amerika Kıtasındaki Amerika İnsan Hakları sistemini etkin bir şekilde sağlayamamasının temel sebebi Amerika Birleşik Devletleri’nin sözleşmeye taraf olmaması.
• Mahkemenin tavsiye niteliğinde kararları da vardır.

3) Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı

• Diğer iki sisteme nazaran daha yeni bir sistemdir.
• 1986 yılında yürürlüğe girmiş ve 1987 yılında Afrika İnsan ve Halkların Hakları Komisyonunu oluşturmuşlardır.
• 2006 yılında mahkeme görevine başlamıştır.
• Kurulan mahkemenin en önemli fonksiyonu sadece Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartına göre değil, Afrika bölgesinde bulunan devletlerin tüm insan hakları ve sözleşmelerinin yorumlanmasında mahkemenin yetkisi vardır.
• Mahkemenin bu sözleşmelerden doğan davalara ilişkin karar verme yetkisi vardır.

Uluslararası Hukuk Tüm Ders Notları

Uluslararası Hukuk Ders Notları – 1

Uluslararası Hukuk Ders Notları – 2

Uluslararası Hukuk Ders Notları – 3

Uluslararası Hukuk Ders Notları – 4

Uluslararası Hukuk Ders Notları – 5

Uluslararası Hukuk Ders Notları – 6

Uluslararası Hukuk Ders Notları – 7

Uluslararası Hukuk Ders Notları – 8

Uluslararası Hukuk Ders Notları – 9

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
32

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin