yalnızlık
yalnızlık

Uyanmış, ağlıyor.

Baharlara tuzak kurmuşum ben, katilmiş, korkakmışım. Dilimden doğru söz akmaz, gözlerim kanlı yaşlar dökermiş. Uykuluymuşum her daim. İnsaflı insanların arasında çürük, bozuk elmadan halliceymiş halim. Durmadan duvar ile bakışır, utancımı, aynalardaki utancımı duvarın betonuna gömermişim. -miş ve -mış ile doğmuşum, öyle ölecekmişim meğer.

Yine haklı olduğu bir gündü. Sırtım ile yatağın demir başlığı birbirine girmişti, elimde kıştan kalan tüylü, nemli hırkanın kolları buruş buruştu. Ellerimdeki karartılar ile buruşukluklar benim dahi tanımlayamadığım bir uyum içindeydi. Gözlerimi kapatmamı istedi, kapattım. Korkmadım, oysa korkuyordum. Nasıl ki alnımda beliren o kabarık, çizgili ağrı beni titretiyorsa ve ben onun ürkünçlüğüyle geceleri gözlerimi açamadığım için ağlayamıyorsam korktuğumu söylemek daha beterdi.

Umutlarımı hadsiz satırlarımın içine gömdüğümü söyledi. Konuşmaktan habersiz, yabani, sabırsız, ürkünç bir mahluktum. Ben sadece uykuluydum. Gözlerim açılmazdı verdiği ilaçlarla. Sesler bana uzaktı, insanlar yanımda fısıldaşırdı çünkü.

”Hep o istediğim şarkıyı duymak istedim.”

Öylece konuşmuşum gündüz vakti. Hangi şarkıymış sormamışlar; soracak, sorulacak insan değilmişim. Unutmuşlar.

Ben zaten insan değilmişim ki.

Sırtıma batan demir yatak, kalemlerimi göğsünde kavuşturmuş geceleri uykuyu ekmemi bekleyen renklenmek isteyen duvarla bir olmuştu. Onları savursaydım eğer tüm bahçeye, insan denilen o şeyler beni duyar mıydı? İnsan değildim ben. Korkuyu sevmek için ilginç saydamlıklarına baktığım o canlılar beni kendileri gibi sevemiyordu.

”Hep -mış gibi yaşattılar beni. Ben olmuşlara ve olmalıymışlara aitmişim.”

Ben farklı olmamalıymışım. Geceleri uyumalı, gündüzleri onları dinlemeli, onları sevmeliymişim. Duvarları boyamak doğru değilmiş. Onlar sadece durmalıymış, duvarlar üzülmezmiş, duvarlar nefes almazmış… Her gün şeffaf duvarlarına bakınca gördüklerimi onlara söylemeli miydim? Onları boyamak istiyordum.

Renkler sırtımdaydı, başımı dindirdiğim yuvadaydı. Onları mutlu etmek istediğimi biliyorlar mıydı? Bilmiyorlardı…

Tuzakları kurulmuş
Yanmış küllenmiş gözleri benim korkak uzuvlarımda
Adımları benim sayıkladığım tüm geceler gibi neşterle ayrılmış, koparılmış toprağından
Onun hatıralarındaki kelimelere tutulan bir sokak lambası, bir parıltı vardı
Beni suçladı.
Ben korkak değilmişim
Kendimi sığdırmışım geçmişe, direnmeden ben sırtıma yüklenmiş gelecek.
Önümde, gözlerimde huysuz gelecek
Arkamda, sırtımda dimdik, gururlu geçmiş…
Beni tek tek sevdiler
Belki beni hiç sevmemişler, benim -mış’larım onları tüketmiştir
Benimler, benim olanlar bitirmiştir bana doğru
Yeri kazan etli tırnakları
Çamurlu ayakları
Kanlı dudakları
ve
ölmüş garip aşklarını.
Söndürmüşümdür ben
-miş’lere kurban olmuşumdur.
Özlemişimdir.
Kimse bilmese de çok sevmişimdir.
Tüm -mış’larım onlarınmış aslında…

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
26

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin