yabancı hayatlar
yabancı hayatlar

Bu aralar kafamı kurcalıyor sürekli: Sosyal olmak nedir? Kimler sosyaldir? Ben sosyal miyim, olmak ister miyim?

Tanımıyoruz birbirimizi hiç. Birbirimizin gözünün içine değil de paylaşımlarına bakmaya başladığımızdan beridir belki.

Yan odalarda, belki de masalarda, birbirimizden çok uzaklarda, yaptığımız organizasyonlara beğeni göndermek nasıl bir sosyallik anlayışı oluyor. Hiç girmiyorum diyenin en az bir saatini telefon başında geçirdiği, nereden geldiği belli olmayan videoları birbirine attığı: ”Bu mesajı en sevdiğin 20 kişiye yolla (Bir tane de bana yolla ki beni sevdiğini anlayayım.) Eğer mesaj sana dönerse sevilen birisin.” -yoksa geçmiş olsun- mesajları ile birbirini meşgul ettiği, evinin yolunu en yakınındaki komşusunun bile bilmemesine rağmen neredeyse yatak odasından bile canlı yayınların yapıldığı bir ortamda kendimi de içine katarak sosyalliği sorguluyorum.

Yüz yüze konuşmuyoruz, bir şey paylaşmıyoruz fakat tüm hayatımız gözler önünde. Öğlen yemeğe gittin ”çıkırt” onu çek, paylaş. Hele bir de özel bir yemekse süsle birazcık. Yemekten sonra başka arkadaşlarla kahve içmeye gittin ”çıkırt’‘ onu çek, paylaş. E gül birazcık, yaptırdığın yirmilik diş implantların da çıksın. Eve gittin sevdiğin, eşin, dostun, ailen sürpriz yapsın. Ona/Onlara teşekkür bile etmeden ”An”ı ölümsüzleştir çek, paylaş hemen. Kıskananlar çatlasın.

Yeni aldığın takıyı, elbiseyi, arabayı, evi paylaş. Sonra da gelen beğenilere yorumlara bak 10 saniyede bir. Kim ne yazmış acaba? Bir şey yazmayanları tek tek ara, beğensinler yorum yapsınlar hemen. Yorum yazmayanlara trip at, olumsuz yazanları listenden çıkart ya da çıkartmayı aklından geçir.

Üç ay sonraki düğünler için kıyafet ayarla, başkalarının düğün fotoğraflarına bak aman ha benzer bir şey olmasın. E tabii hepsi farklı olmak zorunda, çünkü hepsiyle farklı açılardan iki yüz resim çekileceksin.

Çocuğunun tırnağından, kulak kirinden bihaber partiler organize et. Kafanda tasarladığın o mükemmel şeyler olmayınca depresyona gir, hastanedeyim diye durum at; millet merak etsin. Yazılan reçetedeki ilaç kaç mg, paylaş gitsin. Hayatını yaşarken, ne yedin, içtin, giydin, hangi AVM’de kimlerle idin… Herkesle bunu paylaşmayı iş edin kendine.

Anan baban arayıp bir nasılsın diye sormanı bekleye dursun, sen bak keyfine, arkadaşlarınla muhabbetinin dibine vur. Olmadı küs hepsine, inzivaya çekilip bu işleri bıraktığını, artık maneviyata/özüne yöneldiğini yaz. Sonrasında her gün farklı yerlerden yalnız manzaralı resimler gönder altına manidar yazılar yazıp. Dünyada olup biten ne varsa anlık gönderilerine malzeme olsun, üstüne düşünme maazallah üzülürsün.

Birbirimize, ailemize yabancı ama sanal ortamda olabildiğince aktif olmayı yanlış buluyorum. Kenarı sararmış biraz bozulmuş belki, o eski tab edilip basılmış fotoğraflara bakarken duygulanmayı özlüyorum. Teknolojiye ”tüü kaka” demiyorum. Gerekliliğini değil, yanlış kullanımını sorguluyorum. Vakti internette sörf yaparak geçirmeyi değil, işleri ya da yeni şeyler üretmek için interneti kullanmayı öneriyorum.

Var mısınız?

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
361

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin