a space odyssey hal
a space odyssey hal

Dinliyor, algılıyor, cevap veriyor, sır saklıyor hatta dünya satranç şampiyonunu yeniyor; o artık bizden birisi, kimimiz ona yapay zeka diyoruz, kimimizse insanlığın sonu. İşte, bu karşıt iki düşünce bu yazının konusu.

Hikayeyi 1769 yılında Leibniz’in başlattığını söylüyor Cem Say. Leibniz bir makine inşa ediyor. Dört aritmetik işlemi yani toplama, çıkarma, çarpma ve bölmeyi birlikte gerçekleştirebilen bir cihaz. Leibnizi yapay zeka sürecinde mihenk taşı yapan asıl mesele ise onun şu düşüncesi olmuştur: İnsan zihni gerektiren bu işi yapabilen bir makine tasarlandığına göre, pekala insan zihninin geri kalan faaliyetlerini de makineye yaptırabiliriz.

Leibniz’in ardından George Boole, Bertrand Russel, Kurt Gödel ve Alan Turing ile devam eden sürecin bir diğer mihenk taşını ise 1956 yılında düzenlenen Dartmouth konferansı oluşturuyor. Bu konferans bugün bilinen manada yapay zekanın başlangıcı olarak kabul edilmekte. O günden bugüne yapay zeka artan ivmesiyle daha fazla hayatımıza girmekte. Geçmişte bilgisayarların içindeki programlarda yer edinen yapay zeka, bugün telefonlarımızda ve belki de yarın evlerimizde, sokaklarımızda dolaşan robotlarda karşımıza çıkacak. Peki ama yapay zeka bütün bu gelişimin sonunda halen daha satranç oynamakla, sohbet etmekle yetinecek mi?

Bununla birlikte üreticisine / yaratıcısına karşı her zaman ilk günkü sadakatini koruyacak mı? İnsan yapay zekayı ortaya çıkararak bir icattan fazlasını ortaya koyuyor. Bir mucit-icat ilişkisinden ziyade yaratıcı-yaratılan ilişkisine kendisini layık gören insanoğlu -teşbihte hata olmaz- Tanrıdan rol çalma derdine düşüyor. Peki ya başına geleceklere karşı hazırlıklı mı? Tanrının yarattığı İblis nasıl ki yaratıcısına isyan ettiyse, baş kaldırdıysa; yapay zeka da efendisine karşı çıkabilir mi?

İşte tüm bu tartışmalar yıllardır sürüyor. Birçoğunuzun izlediğini tahmin ettiğim Matrix filmindeki şu diyaloğu kaç kişi hatırlıyor?

-Sonunda kendi ulaşılmazlığımızı aşmış ve yapay zekaya can vermeyi başarmışız.

-Yapay zeka, yani düşünen bilgisayarlar mı?

-Sonunda dev makineler ırkına dönüşen bireysel bir zeka. Kimin ilk saldırdığını bilmiyoruz. Belki biz, belki de onlar ama gökyüzünü karartanın biz olduğunu biliyoruz.

Biraz daha geriye gidelim. 1968 yılında çekilen 2001: A Space Odyssiey filmini izleyenler Hal 9000’i hatırlayacaktır. Uzay yolculuğu esnasında mürettebatın emirlerini yerine getirecek bir bilgisayar, makine, yapay zeka olarak tasarlanıyor Hal 9000. Ne var ki üretiminden kaynaklanan bir hata sebebiyle kapatılmak istendiğinde efendilerine karşı çıkıyor, baş kaldırıyor, bununla kalmayıp onlara zarar vermeye çalışıyor.

Peki henüz üretilmemesine rağmen neden bilim kurgu filmlerine konu olmuştur yapay zeka? Ya da aradan geçen onca zamana rağmen bu tehlikenin var olup olmadığı meselesi halen daha ısıtılıp önümüze konmaktadır? Küçük bir tartışmadan bahsetmiyoruz burada. Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg ile Space X’in kurucusu Elon Musk arasındaki tartışma söz konusu.

Peki ama insanlar neden yapay zekadan korkuyor? Korkuyor çünkü evrime karşı gelemiyor. Canlıların evrimi, aletlerin evrimi, bakterilerin evrimi, paranın evrimi… Her şey biraz daha ileri gidiyor, gelişme gösteriyor ancak insanlık öyle bir noktaya geldi ki olduğu yerde duruyor. Milyonlarca yıllık tecrübesine rağmen insanoğlu 20. yüzyılda iki büyük dünya savaşı yaşadı ve kendi ırkını katletti. Elimizin altındaki tüm bu teknolojiye rağmen hastalıklarla ve ölümle mücadele edemiyoruz. Doğaya hükmetmek isterken dünyanın sonunu getirdiğimizi fark etmiyoruz. Fark edenler belki de bu yüzden Mars’a koloni kurmak istiyordur, ne dersiniz?

Kainatın ve canlılığın tarihini düşündüğümüzde insanlık olarak küçük bir noktadan ibaretiz ve bütün tecrübeleri yaşamak, bize benzemeyen her şeye hükmetmek istiyoruz. İşte, yapay zekadan ve insana benzeyen robotlardan korkuyoruz çünkü o bize benziyor, bizim gibi konuşuyor, bizim gibi hareket ediyor. Asıl soru şu: Ya o da bizim gibi hükmetmek isterse?

Einstein üçüncü dünya savaşını bilmem ama dördüncü dünya savaşı taş ve sopalarla olacak demişti ya, ne dersiniz belki de üçüncü dünya savaşı insanlar ve robotlar arasında Star Wars’taki ışın kılıçlarıyla olacaktır?

Star Wars – The Imperial March

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
6
Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisiyim. Siyaset bilimi ve hukuk üzerine okumalar yapar; devlet, birey ve özgürlük hakkında düşünürüm. Sinemayla, fotoğrafla ve edebiyatla amatör olarak ilgilenmekle birlikte hayatı ciddiye alır, sözün gücünü önemserim. Düşündüklerimi yazmak, yazdıklarımı paylaşmak için buradayım. Soru, eleştiri ve önerileriniz için: burakhancaliskan@xyazar.com

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin