yeni akım sanalizm
yeni akım sanalizm

Her şey aslında siyah beyaz bir televizyonun icadıyla başlamıştı. Televizyonun akabinde internetin hayatımıza girmesiyle, insan yaşamı iyice karmaşık bir vaziyet almıştı.

Evet, 21. Yüzyılda yeni bir insan tipi türedi: Sosyal, fiziksel, bilişsel ve duyuşsal hayatında yaşadığı her şeyi sosyal medyada paylaşmak isteyen, sanallığı bir yaşam biçimi edinen insan tipi. Diğer bir deyişle “sanalizm” doğdu. Gününün büyük bir çoğunluğunu akıllı telefon, tablet, laptop ve akıllı tv gibi materyallerin başında vakit harcayarak geçiren, yerinden kımıldamadan saatlerce oturma rekoru kıran yeni bir homomedya… Ancak duygusal anlamda da erozyona uğrayan bir nesil… Aslında insanın duygusal derinliklerine indiğimizde bunun insanların temel paylaşma iç güdüsünden kaynaklandığını söyleyebiliriz. Bu durumda aklıma ilk öğretmen Aristo geliyor. Çünkü ona göre, toplu halde yaşamak insanın doğasından gelen bir özelliktir.

Aristoya göre bir insanın toplum dışında yaşayabilmesi için ya Tanrı ya da bir canavar olması gerekir. Çünkü insan olabilmenin temel şartı paylaşmaktır. Bu her halükarda ve her düzeyde ortaya çıkabilir. Ancak paylaşılan şeylerin bir de somut hayata yansımış versiyonu vardır. Ancak milenyum çağı insanı özellikle “z kuşağı” ve sonrası gruplar sadece bunu sanal ortamda paylaşmaya can atıyorlar. Keşke biraz da eylemsel olsaydı bu davranışlar. Doğa yıkımları, insan kıyımları, hayvan ve bitki düşmanlığı, kadın cinayetleri ve çocuk istismarı gibi sayısız toplumsal vakanın sadece sanal ortamda boykot edilmesi bir acizlik değil midir? Yapılan sayısız paylaşımlar sonucu fiziksel bir adım atılıyor mu? Evet, sosyal medyayı aktif kullanalım ancak bazı durumlarda tepkimizi eylemsel olarak da ortaya koyabilelim. Hayvan düşmanı insanlara karşı ne yaptık? Neler değişti hayvan haklarında? Orman yangınlarıyla mücadele boyutumuz ne oldu? Poşetleri paralı yapıp doğayı kurtardık mı? Kaç tane daği ormandan yoksun bırakmaya engel olduk? Hangi kadın cinayetine müdahale edebildik? Hangi çocuk istismarını engeleyebildik? Maalesef hiç birini yapamadık.

Yaptığımız ve kendimizi avuttuğumuz tek şey, bir tane görselin altına replik olmuş bir iki cümle serpiştirip paylaşmak oldu. Bunu da elimize yüzümüze bulaştırıyoruz. Neden mi? Düşünmeden aldığımız fotoğrafı, direkt kes-kopyala-yapıştır işlemiyle paylaşmak oluyor. Madem bir sorumluluk aldık onu da kendi duygularımızla adam akıllı ifade edelim. Z kuşağıyla beraber zihinsel tembelliğin de farklı bir evresine geçiş yaptık. Bunun nedenini şuna bağlamanın sakıncası olmasa gerek; bazı insanlar kendini hiç yormamışlar, beyinleri tertemiz sıfır duruyor hiç kullanmamışlar. Küçük beyinli insan yoktur aslında, sadece beyninin büyük bir bölümünü kullanamayan insan vardır. Beyni ile hareket edemeyen insan vardır. Şu durumda beynimde C. Palahnuik’in sözü canlanıyor: “Parçaları kaybolmuş puzzle gibi artık insanlar. Kiminin beyni, kiminin ruhu ve birçoğunun bir kalbi yok”

Velhasılı kelam toplum olarak saçımızı sakalımızı önümüze koyalım ve şu soruları kendimize soralım:

  • Gelecek kuşaklara neyi, nasıl bırakacağız?
  • Gelecek kuşakların duygusal problemleri daha mı kompleks ve karışık ?
  • Gelecek kuşakları düşündürmeye nasıl zorlayacağız?
  • Yeni kuşaklar kendi kendine yetme gereğini sanal alemde nasıl kazanacak?
  • Gelecek kuşaklar Sapiensin devamı mı yoksa celladı mı olacak?

Bu soruların cevabını bulduğunuzda yolunuz bir nebze olsa da aydınlanmış olacaktır. Işığa karışmanız dileğiyle.

FIRAT YARDIMCIEL

SINIF ÖĞRETMENİ – KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ VE KATÜ SINIF EĞİTİMİ DOKTORA BÖLÜMÜ ÖĞRENCİSİ

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
7

2 YORUMLAR

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin