zehranın yağmurları
zehranın yağmurları

Zehra o gece hiç olmadığı kadar huzursuzdu. Yağmur şiddetini arttırıyor, damda biriken su olduğu gibi evin içine, tam da Zehra’nın yanı başındaki kırık dökük tahtalara isabet ediyordu. Zehra eskiden odasındaki saatin tiktakları yüzünden uyuyamazken şimdi de olur olmadık zamanda başlayan yağmur uyutmuyordu onu. Oysa yağmuru severdi, bulutlar toplanıverdi mi başına geçirdiği örtüsüyle koşa koşa evlerinin bahçesine çıkar, ellerini göğe doğru uzatırdı. Geçen sene bu zamanlarda yağan yağmurları kim unutabilir ki? Zehra o yağmurların tadını çıkarabilmeliydi zira şiddetli sıcakların habercisi olan yaz ayları yaklaşmıştı. Televizyonda, radyoda, gazetede sürekli sıcaklardan bahsediliyordu, oysa daha sıcaklara vardı ve bunları konuşmanın sırası değildi. Zehra yağmuru severdi, hele güneşli havada yağan yağmur ayrı bir gülümseme katardı onun yüzüne. Anneannesinin söylediğine göre yağan yağmura güneş eşlik ederse o vakit edilen dualar kabul olurmuş. Belki son yağmurda ettiği dualar kabul olmadı ama yine de anneannesine yalanı yakıştıramazdı ve buna inanırdı Zehra. Ne var ki yağmurun üzerinde bıraktığı nahoşlukla dua etmek aklının ucundan bile geçmezdi. Annesi onun yağmur altında ıslandığını görüp de elindeki hasır süpürgeyle içeri çağırana kadar tadını çıkarmalıydı yağmurun. Annesi de haksız değildi üstelik. Geçen sefer yağan yağmurda Zehra dakikalarca ıslanmış, gece ateşi kırkları görmüştü. Akıllanmak bir yana bu ateşinin nedenini onu yağmurdan alıkoyan, eve sokan annesinde görür, bir sonraki yağmurda daha fazla ıslanacağına dair tehditler savururdu. Annesi bu söylediklerine kızsa da babası güler geçerdi. Annesi de en çok bu yüzden öfkeliydi ya, tüm ailenin yükünü o çektiği yetmezmiş gibi bir de bunlarla uğraşıyordu! Ne var ki Zehra dediğini yaptı ve intikam alırcasına ıslandı yağmurda o sonbahar.

İşte bu kadar çok severdi Zehra yağmuru. Ancak şimdi sevmek bir yana, yağmur yağdığı zamanda bir şey hissetmiyordu. Tam olarak buydu onda olan, hissizlik. Savaş başladığından beri ne gülüyor, ne de ağlıyordu. Evlerinin çatısı bu yüzden delinmişti, yerdeki tahtalar bu yüzden kırıktı, yağmur bu yüzden onu neşelendirmiyordu. Uykusu da yoktu, kafasını kaldırıp etrafına baktı. Herkes uyumuştu; annesi, babası ve küçük kardeşi. Ne yapacağını bilemedi. Eskiden olsa kalkıp resim defterine bir şeyler çizer, uykusu gelene kadar oyalanırdı. Bu ne yapacağını bilememe hali onu bitiriyordu. Pencereye doğru uzattı başını, uzaklara düşen yıldırımlar çarptı gözüne. Çok uzakta olacaklardı ki gök gürültülerini işitmiyordu. Çenesini kollarına dayadı, gözleri yarısına kadar açık karşıdaki evin penceresini seyrediyordu. Bir çift gözle karşılaştı, karşı evin penceresinden dışarıyı izleyen Ayşe’nin gözleriydi bunlar, Ayşe’nin baktığı yöne doğru çevirdi gözlerini Zehra. Hemen köşelerindeki iki katlı evin alt katındaki Hasanla üst katındaki Hüseyin’in bakışlarıyla karşılaştı, hemen ilerde Mehmet’in, Ahmet’in, Zeynep’in ve Fatma’nın da pencerelerdeki bakışlarını görecekti.

Yağmur yağıyordu ve şehrin tüm çocukları sözleşmişçesine pencerelere çıkmış, uzaklara düşen yıldırımları seyrediyordu. Hepsi bu yağmurla birlikte güneşin açacağı ve dualarının kabul olacağı anı bekliyordu. Onlar bir umutla beklerken aralarından yaşça büyük olanları, yağanın yağmur değil mermi, düşenin yıldırım değil bomba olduğunu biliyor, ancak bundan sözleşmişçesine söz etmiyorlardı.

Helal!
Helal! Bayıldım! Haha! Vay be! Üzüldüm! Kızdım
1113
PAYLAŞ
Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisiyim. Siyaset bilimi ve hukuk üzerine okumalar yapar; devlet, birey ve özgürlük hakkında düşünürüm. Sinemayla, fotoğrafla ve edebiyatla amatör olarak ilgilenmekle birlikte hayatı ciddiye alır, sözün gücünü önemserim. Düşündüklerimi yazmak, yazdıklarımı paylaşmak için buradayım. Soru, eleştiri ve önerileriniz için: burakhancaliskan@xyazar.com

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi girin